Demokrasi Müslüman’a helal mi
Eğer bugün Şeriat’a/ İslam’a uygun bir yönetim biçimi formüle edilseydi bu demokrasi olurdu.
Türkiye’nin yeni Başbakanı Davutoğlu mu?
Abdullah Gül'ün de son açıklamasıyla Ahmet Davutoğlu'nun başbakanlığa atanması kesinleşmiş oldu.
Hûmara 66. ya Newepelî Vejîya
Hûmara 66. ya rojnameyê Newepelî bi muhtewayêka dewlemende vejîya.
Erdoğan’ın Dostları ve Düşmanları [Analiz]

Erdoğan’ın Dostları ve Düşmanları [Analiz]

06 Haziran 2013 Perşembe 12:04
Birçok insan kazanmasını bilmediği eşi, çocuğu, kardeşi veya yakın arkadaşının ihanetiyle başarısız olmuştur.

Erdoğan’ın Dostları ve Düşmanları

Sıdkı ZİLAN

Her insanın seveni ve sevmeyeni olur. Bu durum siyasi parti, cemaat ve devletler için de geçerlidir. Mühim olan kişinin dostlarını çoğaltması, düşmanlarının sayısını da azaltmasını bilmesidir.

Hz. Ali efendimiz, “bin dostun varsa az, bir düşmanın varsa çoktur” der. Bunun manası, o bir düşmanın başkasını etkileme ve düşmanları çoğaltma potansiyelidir. Birçok insan kazanmasını bilmediği eşi, çocuğu, kardeşi veya yakın arkadaşının ihanetiyle başarısız olmuştur.

Bu kısa izahattan sonra Erdoğan’ın dostları ve düşmanlarını, rakiplerini bilmekte fayda vardır. Rekabetin ve düşmanlığın meşru olanı olduğu gibi, meşru olmayan husumetin bir de meşru olmayan yollarla fiiliyata yansıtılması vardır.

Suriye Üzerinden İki Karşıt Cephe Oluştu

Suriye üzerinden İslam âlemi, Arap dünyası ve Türkiye kamuoyunda bir ayrışma söz konusudur. Bu ayrışmada iki taraf da sınıfta kalmaktadır. İran, Hizbullah, Esad üçlüsünü mezhep üzerinden vurmak, tekfircilik almış başını gidiyor. Hâlbuki iki tarafın yaptığı kardeş kavgasıdır. Ortada siyasi bir ihtilaf vardır ve iki tarafın da uluslar arası destekçileri vardır. Keza, iki tarafın da savaş hukukunu hiçe sayan eylemleri söz konusudur. Erdoğan ve hükümetin Suriye’de attığı adımlar, geri dönüşü olmayan bir merhaleye işaret ediyor. Atılacak bir geri adım, “tükürdüğünü yalama” anlamına gelecektir. Erdoğan, kendi kendini buna mahkûm etti ve yanıldığını geç anladı.

AKP hükümeti ve Erdoğan, Suriye meselesi nedeniyle Türkiye’deki Alevileri kendinden daha da uzaklaştırdığı gibi, Kemalistlere daha da yaklaştırdı. Bu aşmada hükümetin yaptığı tek iyi şey PKK ile başlatılan çözüm sürecidir. Eğer bugün çözüm süreci olmasaydı, Türkiye Kürdistan’ında da hükümete karşı taşlı-sopalı isyan olsaydı bunun altından kalkması zor olurdu. MHP, BDP, Hüda-Par’ın hükümeti kayıran tavrı Erdoğan ve AKP hükümeti tarafından takdir edilir mi, onu bilmem,  ama tersi olsaydı hükümetin tutunması zor olurdu. Çünkü bu üç partinin de dinamik bir tabanı ve söz dinleyen bağlıları vardır.

Gülen Cemaati ve Erdoğan Rekabetinin Boyutları

Cemaat ile Erdoğan’ın rekabetinin bu denklemde önemli bir yer tuttuğu bilinmelidir. Cemaatin geçmişte ANAP, Ecevit’in DSP’si, MHP, CHP ve AKP ile kurduğu ilişki taktikseldir. Cemaat için kaydı hayat ile desteklenecek bir parti veya şahsiyet yoktur. Belki de doğrusu budur. Cemaatin AKP’den istifadesi azami düzeydedir. AKP ve Erdoğan’ın kendisi bile bu iktidardan Cemaat kadar istifade edememiştir. Üstelik başarısızlık Erdoğan’a, başarı ise Cemaatin de kar hanesine yazılmıştır.

YÖK, HSYK, Emniyet Teşkilatı, Kaymakamlıklar, Adliye ve başkaca kurumlarda Cemaatin hissedilir bir ağırlığı bulunmaktadır. Hükümet ve Erdoğan’ın kontrol ettiği MİT teşkilatı da sorunludur. MİT’in kontrolü altındaki bazı kurumlar, şahsiyetler eliyle yürütülen “İslamileştirme projesi”, “Dindar Nesil Projesi” de sorunları bünyesinde barındırmaktadır. Buna kanan İslamcılar da yakın zamanda fena yanıldıklarını anlayacaklardır. Benim endişem, buna karşı oluşan tepkinin samimi Müslümanlara da yönelmesi ve bizzat İslam’ın bundan zarar görmesidir. Aynı şey cemaatin yaptığı yanlışlar için de öne sürülebilir.

İkbal için Erdoğan ve Cemaate yanaşan, onlardan istifade eden, toplumun farklı kesimlerine karşı kayırılan bir çevre-çevreler vardır.  Dünün gericisi, devletçisi, uluslar arası sermayenin kölesi bazı çevreler, bugün Erdoğan’ı alkışlarken, elbette kendi menfaatlerini savunmaktadırlar. Buna karşılık Erdoğan’ın kendilerine yabancılaştığını gören büyük bir kitle bulunmaktadır. Bir de devletle yüzleşen büyük bir kesimin karşısında hükümeti veya devleti değil cemaati görmesi hazin bir durumdur.

Bunun en çarpıcı örneği KCK tutuklularının bırakılmasını hükümet ve devlet isterken; cemaat, yargıdaki etkin ilişki ve kadro ağıyla buna engel olabilmektedir. Keza, düne kadar SODES projelerinin kaymağını cemaate yakın dernekler ve projeler iç ediyordu. Üniversitelerin ekseriyeti de Cemaatin elindedir ve ilmi özerklikten bahsetmek de mümkün değildir.

Cemaat, Üniversitelerdeki etkinliğini Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile kurduğu ilişkiye borçludur. Zaten, şu anda cemaat ve onunla paralel düşünen ‘iç ve dış mihraklar’ AKP’nin değil, Erdoğan’ın gitmesini, yıpranmasını, ileride Abdullah Gül’ün başbakan olması için ortamı hazırlamaya çalışmaktadırlar. Bunun doğru olup-olmadığı siyasette bir karşılığı yoktur. Çünkü siyasette doğru-yanlış yoktur, bu göreceli bir tanımlamadır. Herkesin kendi doğrusu vardır, birilerinin doğrusu sizin doğrunuzla uyuşmayabilir. İyi ile kötü ise ahlakın konusudur, siyasetin değil.

ABD, Türkiye, Suriye, İsrail, PKK: Kalıcı Dostluk Yoktur, Menfaatler Vardır

Diplomasi ve siyasette kalıcı dostluk ve düşmanlık yoktur. İki yıl öncesine kadar Esad ile aile dostu olan bir Erdoğan vardı.  Keza, İsrail ve PKK ile de ilişkileri düşmanca idi. Obama’nın emri ile İsrail ile ilişkiler resmi düzeyde normalleşmeye başladı. Gün farkıyla PKK ile olan düşmanlık da yerini müttefik olmaya bıraktı. İkisinde de ABD’nin etkisi inkâr edilemez.

ABD, Ortadoğu’ya ilişkin projesinde Türkiye’nin Kürtlerle, İsrail’le düşmanca ilişkilere sahip olmasını istememektedir. Erdoğan ve AKP hükümetinin İran ve Suriye’ye ilişkin direnci de ABD tarafından kırıldı.  

Türkiye’nin bölgede “barış adası” olması, komşularıyla “sıfır problem” ile diplomatik ilişiklerde bulunması, iktisadi ve siyasi yakınlaşma ABD tarafından kabul görmemektedir. ABD’nin konsepti tarafsız, komşularıyla iyi geçinen, kendi menfaatini önceleyen “dost ülke” kavramına yabancıdır. Rusya veya Çin bunu yapabilir ama Türkiye’ye bu salahiyet verilmemiştir, verilmez de.

ABD’nin Ortadoğu’ya ilişkin İsrail’in bir adım geri, Türkiye’nin bir adım ileri projesi, Erdoğan tarafından ‘istismar’ edilerek, Türkiye’nin iki adım ileri gitmesinden dolayı sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu sıkıntının kaynağı da Erdoğan olarak görülmektedir. Haliyle Abdullah Gül’ün ileride başbakan olması hem AKP-Cemaat çelişkisini ortadan kaldıracak hem de Türkiye’de ABD ile daha uyumlu bir iktidara yol açacaktır.

Türkiye’de Erdoğan tarafından ‘şımartılan’ İslamcıları büyük bedeller beklemektedir. Ilımlı İslami çizgiyi temsil eden Gülen Cemaatinin esnek yapısı ABD, CHP, İsrail ile uyumlu çalışmaya müsaittir. Radikal İslamcılar Cemaatin projesine direnemezler; ne birikimleri, ne kadroları ne de Türkiye ve dünyadaki konumları buna müsaittir.

ABD’ye değil ama Cemaate direnebilecek tek güç Kürdistan’daki siyasi muhalefettir.  Bu muhalefet PKK ve Hizbullah tarafından idare edilen siyasi bir yelpazeye işaret eder. Eğer ileride PKK-Hizbullah yakınlaşması olursa Cemaatin Kürdistan’da barınması mümkün olmayacaktır. Bunun olmaması için çalışan birçok odak vardır. İran, Türkiye devleti ve Cemaat bunu istemez. İki örgütün de ABD’nin terör listesinde olduğunu hatırlayalım. Buna yol açan bu iki örgütün kendi siyasetleri de olabilir.  Ama dünyada olmaz diye bir şey yoktur.

Diğer Haberler

Diğer Haber Başlıkları
21 Ağustos 2014 Perşembe 15:58
21 Ağustos 2014 Perşembe 12:12
21 Ağustos 2014 Perşembe 12:08
21 Ağustos 2014 Perşembe 12:05
20 Ağustos 2014 Çarşamba 15:05
17 Ağustos 2014 Pazar 14:53
17 Ağustos 2014 Pazar 02:07
16 Ağustos 2014 Cumartesi 01:19
14 Ağustos 2014 Perşembe 15:04
14 Ağustos 2014 Perşembe 13:54