Suriye`deki Kürt Partiler Anlaştı
Rojava'da siyasi faaliyet yürüten Kürt partileri, birlikte hareket etmelerini öngören "Duhok Anlaşması" imzaladı.
Kuzey Kürdistan’da İç Savaş Tehlikesi ve PKK
Mustafa Kemal ve Türk bayrağına saldırıyı açıkça kınadıkları halde, Hüd-Par ve halkın malına yönelik saldırıları "birkaç cam parçasının kırılması" olarak dile getirenler kim?
Hizbullah, Müslüman Kürtlerin hamisi mi?
Hizbullah ancak PKK'den Kürdistanî zemini almak ve o zemine yerleşmek için meşru bir gerekçeye sarılabilir.
Erdoğan’ın Diyarbakır Konuşması

Erdoğan'ın Diyarbakır Konuşması

04 Eylül 2010 Cumartesi 06:07
Erdoğan: Biz inanıyoruz ki insan kutsaldır, insan hakları da kutsaldır. Millete efendilik yoktur, millete hizmetkar olmak vardır.

MİTİNG FOTO'LARI İÇİN TIKLA

Referandum çalışmaları kapsamında Diyarbakır'a gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı konuşma:

Diyarbakır'ımızın saygıdeğer güzel insanları, sevgili kardeşlerim; sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Buradan tüm Diyarbakır'a selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum. Bu coşkulu meydandan tüm Diyarbakır'ı, Bağlar'ı, Bismil'i, Çermik'i, Çınar'ı, Çüngüş'ü, Dicle'yi, Eğil'i, Ergani'yi, Hani'yi, Hazro'yu, Kayapınar'ı, Kocaköy'ü, Kulp'u, Lice'yi, Silvan'ı, Sur'u, Yenişehir'i, oralarda yaşayan tüm kardeşlerimi selamlıyorum.

Ramazan-ı Şerif Diyarbakır'a kutlu, mübarek olsun diyorum. Son günlerinde olduğumuz bu mübarek ayın rahmeti, bereketi sofralarımızdan eksilmesin diyorum. Yaklaşan Kadir Gecenizi, yaklaşan Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum. Hem Kadir Gecesi, hem Ramazan Bayramı Diyarbakır'ın ülkemizin, milletimizin, tüm insanlığın barış, huzur ve kardeşliğine vesile olsun diyorum.

İnsan kutsaldır, insan hakları da kutsaldır

Sevgili Diyarbakırlılar, aziz vatandaşlarım; bugün sizlere yüreğimi açmak, sizlerle gönül diliyle sohbet etmek istiyorum. Biliyorsunuz bizim Diyarbakır'a ayrı bir sevdamız, ayrı bir muhabbetimiz var. Şair Ahmet Arif, "Seni baharmışsın gibi düşünüyorum, seni Diyarbakır gibi" diyordu. Biz de sizi Diyarbakır kadar büyük, Türkiye kadar engin bir muhabbetle seviyoruz. Çünkü biz inanıyoruz ki insan yaradılmışların en şereflisidir. Ve insana hizmet etmek siyasetin en büyük gayesidir. Çünkü biz inanıyoruz ki insan kutsaldır, insan hakları da kutsaldır. Millete efendilik yoktur, millete hizmetkar olmak vardır. Bu yüzden siyasetimizin merkezine insanı yerleştirdik, insana hizmeti yerleştirdik, insanın hak ve özgürlüklerini geliştirmeyi sadece siyasetimizin değil hayatımızın gayesi bildik, hedefi bildik. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın anlayışını rehber edinirken biliyorduk ki insanımız mutlu değilse, huzurlu değilse, özgür değilse, güvenlik içinde değilse geri kalan hiçbir şeyin önemi yoktur. İnsanı yüceltmeden, insana adalet sağlamadan, insana özgürce bir yaşam sağlamadan hiçbir sistem, hiçbir düzen varlığını devam ettiremez. Bu yüzden insanı yüceltmek kadar, demokrasiyi de geliştirmenin önemine inandık. Çünkü demokrasi yoksa, ileri demokrasi uygulanmıyorsa, orada ekonomi de gelişmez, hukuk da çalışmaz, adalet de olmaz, güvenlik de sağlanamaz.

İnsanlarımız büyük sıkıntılar yaşadı

Türkiye demokrasisi büyük badireler atlattı. İnsanlarımız büyük sıkıntılar yaşadı. Ama demokrasiye inanan insanların mücadelesi çok büyük zorlukları geride bıraktı. Rahmetli Menderes'in mücadelesi, çok partili sistemi işler kıldı. Tahammül edemediler. 3 demokrasi kahramanını darağacına gönderdiler. Demokrasi biraz toparlanmaya başladı, 12 Mart'ta yeniden müdahale ettiler. 1970'lerde ayakları üzerine doğrulmaya çalışan demokrasimiz yeniden müdahaleye uğradı. 2. Dünya Savaşından büyük bir çöküşle çıkan Almanya bile yeniden toparlandı, ayağa kalktı. Birileri Türkiye'nin ayağa kalkmasına izin vermedi. 12 Eylül, demokrasimize ağır bir darbe vurdu. Kaybeden yine gencecik fidanlar oldu, demokrasimiz oldu, milletimiz oldu. Rahmetli Özal'ın mücadelesi, Türkiye'yi dünyaya açtı. Ekonomik alanda devasa adımlar atıldı, yine tahammül edemediler. 1990'ların ilk yarısı değişime direnenlerin sabotajlarıyla, kirli oyunlarıyla geçti. 28 Şubat süreci milli iradeyi hiçe saydı. Demokratik kazanımları bir bir geri aldı. Milletin ve memleketin üzerine karabasan gibi çöktü.

Dışlanmanın ne olduğunu biz çok iyi biliriz

Bu kardeşiniz, 12 Aralık 1997'de Siirt'te Siirtli kardeşlerinin arasında bir şiir okudu. Siirt'e, Siirtli kardeşlerime bir şiirle seslendiğim için yargılandım, hüküm giydim. Ve Pınarhisar Cezaevinde yattım. Dört duvar arasında milletimin hayır dualarıyla baş başa kaldım. Dört duvar arasında umutsuzluğa hiç ama hiç kapılmadım. Yeise düşmeden, milletime olan sevdamı, ülkeme olan aşkımı, hizmet tutkumu çoğalttım. Özgürlüğün kıymetini o mahpus duvarları arasında daha fazla anladım. Demokrasiye olan ihtiyacı o gün çok daha iyi hissettim. O gün kimi gazeteler "muhtar bile olamaz" diye manşet attılar. Düşüncelerimiz, hareketimiz, millet sevdamız, memleket tutkumuz her zaman engellenmek istendi. Bizi dışlamak istediler, bizi tecrit etmek istediler, bizi yok saydılar, fikirlerimizi, siyasetimizi, millete hizmet etme tarzımızı küçümsediler. Biz bu ülkede fikirlerinden dolayı mahkum edilen insanların derdini çok iyi biliriz. Biz bu ülkede yazı yazdığı için, konuştuğu için, fikirlerini söylediği için, şiir okuduğu için, aş, iş dediği için, hak dediği için, demokrasi dediği için mahpus damlarında çürümenin nasıl bir duygu olduğunu çok iyi biliriz. İnancından dolayı, ibadetinden dolayı, başındaki örtüden dolayı dışlanmanın ne olduğunu biz çok iyi biliriz. Üniversite kapılarında boynu bükük kalmanın ne demek olduğunu çok iyi biliriz. Biz yoksulluğu biliriz, yasakların, baskıların, mahrumiyetin ne olduğunu çok iyi biliriz. Bir gece yarısı sokak ortasında ensesine kurşun sıkılarak katledilen, katilleri gecenin karanlığından kaybolup bir daha hiç ortaya çıkmayan, çıkarılmayan faili meçhullerin acısını çok iyi biliriz. Evi basılıp tarumar edilmek nedir biliriz. Kitapların derdest edilmesini biliriz. Köy meydanına toplanan köylülere uygulanan eziyeti biliriz. Köylerin boşaltılması ne demektir, meraların yasaklanması nedir biliriz. Hapisteki oğlunu ziyarete giden ama oğluyla tek kelime Kürtçe konuşamayan annenin acısını, gözyaşını, feryadını, yüreğinde kopan fırtınayı biz biliriz biz.

Anaların gözyaşı benim ciğerime akar

Hakkari'de sabah ezanını okuduktan sonra saldırıya uğrayan ve oracıkta vefat eden Hacı Sait Camii'nin imamı Aziz Tan'ı, onun ailesinin kederini biz biliriz. Oğlunu şehit vermiş Çorumlu annenin gözyaşı benim yüreğime akar. Oğlunu dağda çetelere kaptırmış, terör örgütüne kaptırmış, göz göre göre ölüme yollanan oğlunu kaybetmiş ananın gözyaşı benim ciğerime akar.

Musa Anter, Orhan Miroğlu, Abdurrahim Semavi, Şivan Perwer, Ahmet Kaya, Ehmedé Xanî, Feqîyé Teyran...

Sevgili kardeşlerim; Apé Musa'nın, yani Musa Anter'in acısını bizler unutamayız. Orhan Miroğlu'nun yarasını bizler unutamayız. Diyarbakır Cezaevinde 7 yıl işkence gören Abdurrahim Semavi'nin çilesini bizler unutamayız. Şivan Perwer'in hasretini görmezden gelemeyiz. Ahmet Kaya'nın gurbette vefatını hatırımızdan çıkaramayız. Ehmedé Xanî'nin aşkını, Feqîyé Teyran'ın sevdasını bizler aklımızdan çıkaramayız. Çünkü biz bu toprakların çocuklarıyız. Biz, bir gün Edirneliyiz, bir gün Karslıyız, bir gün Rizeliyiz, İstanbulluyuz, Hakkariliyiz, Vanlıyız, Batmanlıyız, Yozgatlıyız, Aydınlıyız, Muğlalıyız, İzmirliyiz, çünkü biz Diyarbakırlıyız, Diyarbakır'ın evladıyız.

73 milyon benim öz be öz kardeşimdir

Sevgili kardeşlerim; 81 vilayet bizim vilayetimizdir. 73 milyon benim öz be öz kardeşimdir. Türk'üyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle, Boşnak'ıyla, Gürcüsüyle, Roman'ıyla, Arap'ıyla kim olursa olsun 73 milyon benim öz be öz kardeşimdir, ayrım yok. Çünkü, biz yaratılanı yaratandan ötürü seviyoruz. Biz, Nurettin Zengin'in, Kılıçarslan'ın elbetteki Selahattin Eyyubi'nin şanlı ordusundaki neferlerin torunlarıyız. Alparslan'ın ordusunda Malazgirt'e hep birlikte girdik. Selahattin Eyyubi'nin sancağı altında Kudüs'ü hep birlikte fethettik. Kanuni'nin, Yavuz Sultan Selim'in, Fatih'in eliyle üç kıtaya hep birlikte adalet dağıttık. Birlikte savunduk. Çanakkale'de yan yana şehit düştük. İstiklal Savaşını hep birlikte verdik. Şu Diyarbakır Surları'nda her birimizin alın terleri var. Şu Süleyman Cami'nin tuğlalarında her birimizin sağlam inancı var. Ulu Cami'nin, Behrampaşa Cami'nin, Şeyh Mutahhar'ın, Sipahiler Çarşısı'nın, Malabadi Köprüsü'nün, Dicle Köprüsü'nün harcında bizim kardeşliğimiz var.

Halay da bizim, zeybek de bizim

Kardeşlerim; zılgıt da bizim, horon da bizim. Halay da bizim, zeybek de bizim. Bizim dualarımız ortak, bizim kıblemiz bir, hepimiz aynı geleceğe yürüyoruz. Hepimiz, her bir vatandaşın haysiyetiyle, onuruyla yaşadığı her bir vatandaşın devlet karşısında birinci sınıf vatandaşı olduğu bir gelecek hazırlıyoruz, bir gelecek istiyoruz. Nasıl tarihimiz birse, istikbalimiz de bir. Değerli kardeşlerim, biz bu ülkenin yaşadığı sorunları her zaman yüreğimizde hissettik. Hiçbir zaman pes etmedik, hiçbir zaman yılgınlığa kapılmadık. Hiçbir zaman ümitsizliğe düşmedik. Milletimize inandık, demokrasiye inandım, mücadeleye, çalışmaya, hizmet etmeye inandık. Eğer demokrasi mücadelesi verirseniz, eğer milletle el ele, gönül gönüle hareket ederseniz her türlü zorluğun aşılacağına inandık. AK PARTi, Türkiye'yi demokratikleştirme hareketidir. AK PARTi, Türkiye'yi özgürleştirme, Türkiye'yi büyütme, Türkiye'yi güçlendirme hareketidir. İşte bugün verdiğimiz mücadele demokrasi mücadelesidir. Bugün de verdiğimiz mücadele hak mücadelesidir, hukuk mücadelesidir, adalet mücadelesidir.

Demokrasi mücadelesi boşa gitmeyecek

Değerli kardeşlerim; 12 Eylül'deki halk oylaması Türkiye'nin demokratikleşme tarihinin en önemli olaylarından biridir. Türkiye'de demokrasi mücadelesi verenler büyük sıkıntılar, büyük eziyetler çektiler, çok karanlık günler yaşadılar. Ama hiçbir mücadele karşılıksız kalmadı. Hiçbir çaba unutmayın boşa gitmedi. Demokrasi açısından her günümüz bir önceki günden daha iyi oldu. 12 Eylül halk oylaması için verdiğimiz demokrasi mücadelesi de Allah'a inandığım gibi inanıyorum, boşa gitmeyecek. 12 Eylül'de kazanan A partisi, B partisi olmayacak. 12 Eylül'de kazanan millet olacak millet. Demokrasi olacak, özgürlükler olacak. Değerli kardeşlerim, siz olacaksınız siz. Çocuklarımız olacak.

Diyarbakır...

Şurada yanı başımızda tam 41 sahabenin kabri bulunuyor. Diyarbakır, Mekke ve Medine'den sonra en fazla sahabe kabrine sahip olan şehir unvanını taşıyor. Diyarbakır, sahabelerin şehri. Diyarbakır, ilim şehri. Diyarbakır, medeniyet şehri. Diyarbakır, kardeşliğin şehri. Bu ulu şehre gelip de yalan söyleyenler o yalanın altında ezilirler, o yalanın altında biterler. Bu aziz milletin huzuruna çıkıp da yapamayacaklarını söyleyenler vaatlerinin altında ezilirler. Burada samimiyet diliyle konuşmayanlar, muhabbet diliyle konuşmayanlar, burada Yunus Emre'nin, Mevlana'nın, Ehmedé Xanî'nin, İbrahim Gülşeni'nin gönül diliyle konuşmayanlar milletin huzuruna çıkamazlar. Milletin yüzüne de bakamazlar.

Bin yıllık kardeşliğimiz inkarcı zihniyetle korunmuyor

Günlerdir birileri konuşuyor, birileri yazıp çiziyor. Ne diyorlar? Başbakan, Diyarbakır'da ne konuşacak diyorlar. Başbakan, Diyarbakır'da ne mesaj verecek diyorlar. Burada BDP, Erzurum'da da Bahçeli işi gücü bırakmışlar bize konuşma metni yazmanın derdine düşmüşler. Sayın Bahçeli, sen bize konuşma metni yazmayı bırak, söyleyecek sözün varsa, eğer bir çözümün varsa buraya gel, Diyarbakır'a gel. Söyleyeceğini şu Diyarbakır meydanında söyle. Diyarbakır'ın bu güzel insanlarıyla, yiğit, mert insanlarıyla gönül bağı kurabiliyorsan gel buraya, Diyarbakır insanının huzurunda konuş. Diyarbakır insanını kucaklamadan, Hakkari insanının hatırını sormadan, Batmanlı kardeşimizin gönlünü almadan hariçten gazel okumakla bu işler olmuyor. Türkiye'nin birlik bütünlüğü hamasetle korunmuyor. Bin yıllık kardeşliğimiz inkarcı zihniyetle korunmuyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin bekası küstüren, dışlayan, horlayan anlayışlarla korunmuyor. Bugün bizim ortaya koyduğumuz birlik siyaseti Türkiye'nin bütünlüğüne hizmet ediyor. Biz Türkiye'nin Partisiyiz. Belli bir etnik unsurun değil, belli bir bölgenin değil. Ya? 73 milyonun Partisiyiz. 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarının Partisiyiz. 81 vilayette ya 1. Partiyiz, ya 2. Partiyiz. Birileri için ne diyorlar? Onlar filanca etnik unsuru temsil ediyor. Bir diğeri için filanca etnik unsuru temsil ediyor. Bir diğer parti için o kumsalların partisi diyorlar. Öyle mi? Kumsalların partisi Cumhuriyet Halk Partisi. Şu anda zaten kumsaldalar. Değerli kardeşlerim, biz etnik milliyetçiliği reddettik. Biz, bölgesel milliyetçiliği reddettik. Biz, dinsel milliyetçiliği reddettik. Ne dedik? Dedik ki biz, 73 milyonun Partisiyiz. Ayrım yok. Bizim Partimizde ayrım yok. Türk'ü de var, Kürt'ü de var, Laz'ı da var, Gürcüsü de var, Arap'ı da var, Boşnak'ı da var hepsi var. Dedim ya, 81 vilayetten 80'inden milletvekili var. İnşallah hedef 81'de 81. İnşallah 2011'de bunu yakalayacağız. Niye? Çünkü, biz size sevdalıyız. Sizi seviyoruz. Ayrım yok bizde, ayrım yok. Yani, Diyarbakır'da farklı konuş, İstanbul'a git farklı konuş bizim kitabımızda bu yok. Ama onlara bakıyorsun farklı. Tunceli'de farklı konuşuyor, Kayseri'ye gidiyor farklı konuşuyor. Cumhuriyet Halk Partisi bu. Ama bizde bu yok. Biz Kayseri'de de aynı, Tunceli'de de aynı konuşuyoruz. Niye? Çünkü, hepsine de aynı nazarla bakıyoruz, hepsini aynı şekilde seviyoruz, hepsine de hizmetkar olmaya devam ediyoruz. Yine devam edeceğiz.

Bakın, değerli kardeşlerim; Diyarbakır'dan sesleniyorum. Bu Başbakan, tekrar ediyorum, doğuda ayrı, batıda ayrı, kuzeyde ayrı, güneyde ayrı konuşan bir Başbakan değildir. Değerli kardeşlerim, bugüne kadar konuşmadık o şekilde, bundan sonra da konuşmayacağız. Sevgili kardeşlerim, Türkiye'nin birliği, beraberliği bizim derdimiz, bizim aşkımız bu, bunu sağlayacağız.

Verdiği sözü unutanlardan olmadık

Değerli kardeşlerim; bakınız biz söz verip sözünü unutanlardan da olmadık. Hatırlarsınız bu meydanda 22 Temmuz'da ne demiştim? Ne aldatan olacağız, ne aldanan olacağız demiştik. Ve bugüne kadar bunu aynen böyle sürdürdük. Ve gönül diliyle konuşuyoruz. Sözü eğip bükenlerden olmadık. Verdiği sözü unutanlardan da olmadık. Diyarbakır'a gelip sonra sırtını dönenlerden olmadık. Rüşveti kelam edenlerden değiliz. Biz doğruyu gizleyenlerden, yanlışa göz yumanlardan değiliz. AK PARTi'yi kurduğumuz günden itibaren Türkiye'nin meselelerini cesaretli dile getirdik. Türkiye'nin önünü tıkayan, Türkiye'ye ayak bağı olan, milletimize kan kusturan her ne mesele varsa, onu kendi meselemiz edindik. Ve AK PARTi'nin programında ne dediysek onun arkasında durduk. Ve bunları yerine getirdik, getiriyoruz.

Demokratikleşme bir zihniyet devrimini gerektirir

Değerli kardeşlerim; şimdi bugün huzurunuzda niçin varız? Bir Anayasa değişikliği için. 2005 yılında burada Diyarbakır'da Ağustos ayıydı, ne dediysek onurumuzla, şerefimizle onun arkasında durduk. Sevgili kardeşlerim, demokratikleşme bir zihniyet devrimini gerektirir. Özgürlük bir zihniyet değişimini gerektirir. Eğer bu zihniyeti değiştirmezseniz hiçbir şey değişmez. İşte biz Türkiye'de bu statükocu zihniyeti değiştirerek aydınlık yarınlara hazırlıyoruz. Onun için önce zihniyeti değiştirdik, yönetim anlayışını değiştirdik, insana bakışı değiştirdik. Biz ezberleri bozarak işe başladık, prangaları kırarak işe başladık, değişime direnen anlayışları elimizin tersiyle iterek yola çıktık. Baskıya direndik, dışlamaya, horlamaya tahammül göstermeyeceğimizi ilan ederek yola çıktık.

Yeni bir Anayasanın temellerini atıyoruz

Değerli kardeşlerim; bakınız şimdi bu Anayasa değişikliğiyle her şey bitmiyor. Unutmayın, 2011 seçimleri var. 2011 seçimlerinden sonra daha geniş tabanlı yeni bir Anayasanın temellerini atıyoruz. Yeni bir Anayasanın temellerini atıyoruz. Yani şimdi kapıyı açıyoruz kapıyı. Onun için 12 Eylül'de sandıklara giderek evet demeye hazır mıyız? Maşallah. Değerli kardeşlerim, bitmedi. Bu adımı atacağız, ayrımcılık yapan anlayışları hep karşımıza aldık. Benim Diyarbakırlı kardeşimin, Siirtli kardeşimden farkı yok, Rizeli kardeşimden farkı yok. Hepsi benim için aynı, hepsi aynı. Neden? Beni yaratan Allah onları da yarattı onun için. Her zaman söylüyorum, biz kardeşiz kardeş. Bu kardeşliğimizi bozmak isteyenler var mı? İşte bu kardeşliğimizi bozmak isteyenlere karşı 12 Eylül bir manifestodur. Evet mi? Çünkü biz milli birlik, beraberlik, kardeşlik derken neyi kastettik? İşte bu engeller, bu ayrımcılık ortadan kalksın diye.

Sevgili kardeşlerim; biz bu yola çıkarken buralarda olağanüstü hal var mıydı? Var mıydı? O zaman ben Partiyi kurmak için buralara geldim. Bana ne dediler biliyor musunuz? Dediler ki, Sayın Başkan olağanüstü hali kaldırın yeter dediler. Öyle mi? Peki, olağanüstü hali biz kaldırdık mı? Ama şimdi kimse olağanüstü hali hatırlamıyor. Her şey normale döndü onun için. Dediler ki şu çevik gücü filan bir gönderin, şu çekiç gücü filan bir gönderin. Çekiç gücü biz gönderdik mi? Ama şimdi kimse bunu konuşmuyor. Niye? O da unutuldu. Çünkü, hafızayı beşer nisyan ile malul. Hep unutuyoruz. Dediler ki Devlet Güvenlik Mahkemelerini kaldırın. Kaldırdık mı? Ama o da unutuldu. Birçok kanunu değiştirdik. Demokrasinin standartlarını yükselttik. Bilgi Edinme Kanununu çıkardık. Anneler, babalar çocuklarına isim koyarken bile problem yaşıyordu. Öyle mi? Bu problemi ortadan kaldırdık mı? Yerleşim yerlerinin isimleri noktasında kısıtlamalar vardı. Bunu artık ortadan kaldırdık mı? Bazı yerler onları da kaldırıyoruz. Anadilde yayın hakkını getirdik mi? Değerli kardeşlerim, anadilde kurslar açtık mı? Farklı dil ve lehçelerin öğretilmesinin önünü açtık mı? Gazete, dergi, kitap yayınının farklı dil ve lehçelerde yapılmasını sağladık mı? Devletin televizyonu Kürtçe yarım saat yayın yapıyordu, öyle mi? Bize dediler ki yarım saatten de ne olur. Biz ne yaptık? Devletin bir televizyonunu, bir kanalını 24 saat yayın yapar hale getirdik mi? TRT ŞEŞ'i kurduk. Ardından TRT Arapça'yı da kurduk. O da 24 saat yayın yapıyor. Az önce söyledim, cezaevlerinde görüş günlerinde anneler oğullarıyla, kızlarıyla anadillerinde konuşamıyordu. Bu zulme biz son verdik mi? Değerli kardeşlerim, suça itilen çocuklarla ilgili yasayı yeniden düzenleyerek bu çocuklarımızın cezaevlerinden çıkmasını hazırladık mı? Sevgili kardeşlerim, bitmedi, bakın bunları AK PARTi İktidarı yoğun çalışmalarıyla gerçekleştirdi. Ve hala da gerçekleştirmeye devam ediyor.

79 yılda yapılmayanı yaptık

Burada bir gerçeği özellikle vurgulamak istiyorum. Köye dönüşü teşvik ettik. Bakın bu çok önemli. Terörden zarar gören vatandaşlarımıza, bu rakamı lütfen iyi dinleyin, 1 katrilyon 665 trilyon ödeme yaptık. Bunlar yaptıklarımızın sadece bir kısmı. Fakat ben sevgili Doğu ve Güneydoğulu kardeşlerime şunu hatırlatmak istiyorum: Cumhuriyet tarihimizin en büyük yatırımlarını yaptık. 79 yılda yapılmayanı yaptık. Bakınız şu 8 yılda Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya yapılan yatırım ne kadar biliyor musunuz? 24,5 katrilyon. Ve çok enteresan 79 yılda Doğu ve Güneydoğu illerimize 53 bin derslik yaptılar. 8 yılda biz 40 bin derslik yaptık, 40 bin derslik. 2002 yılında 95 bin öğretmen varken, bu iki bölgeye biz bu sayıyı 143 bine yükselttik. Değerli kardeşlerim, Doğu Anadolu'da 12 tane yeni üniversite kurduk. Güneydoğu'da 8 yeni üniversite kurduk. Artık üniversitesi olmayan ilimiz kalmadı.

76 tane yeni hastane kurduk. Hastanelerimize 31 ilave blok ekledik. Değerli kardeşlerim, sağlıkta büyük devrimler yaptık. Bunları sizler zaten çok açık net yaşadınız. İki bölgeye 2,5 katrilyon yatırım yaptık. Artık ambulans helikopter sistemi var Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde. Ulaşımda engelleri kaldırdık ve bu çalışmalar devam ediyor.

Sevgili kardeşlerim; Doğu Anadolu Bölgesi'nde 251 kilometre bölünmüş yola 2.045 kilometre bölünmüş yol ilave ettik. Güneydoğu'da ise; 326 kilometre bölünmüş yola 1.345 kilometre daha ilave ettik.

Sevgili kardeşlerim; Cumhuriyet tarihimizin en büyük yerel kalkınma projelerini uygulamaya geçirdik. Doğu ve Güneydoğu illerimizde de köylerimizin KÖYDES projeleriyle yol ve su ihtiyacını gidermek için kararlı bir mücadele verdik. Değerli kardeşlerim, Güneydoğu Anadolu Projesi GAP, Doğu Anadolu Projesi DAP bizim dönemimizde yeniden faaliyete geçirildi. DAP kapsamında sulama projelerini başlatarak, 75 bin hektar alanı sulamaya açtık. GAP Bölgesinde, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde sulama projelerinin tamamlanma oranını yüzde 28'e çıkardık. Tarımda Cumhuriyet tarihinin en büyük desteklerini sağladık.

Değerli kardeşlerim; Diyarbakır'da eğitim şu 8 yılda 3.185 derslik yaptık. Kitapları ücretsiz alıyor muyuz? Fakir, fukara yavrularımız erkekler 20 lira, kızlar 25 lira, ortaöğretimde erkekler 35 lira, kızlar 45 lira alıyor mu? Üniversite öğrencileri için değerli kardeşlerim, bizden önce 45 lira alıyordu. Şimdi üniversite öğrencilerine 200 lira veriyoruz. Ayrıca 120 lira beslenme yardımı yapıyoruz. Ne oldu? 320 lira. Bunlar bu dönemde yapıldı.

Değerli kardeşlerim; aynı şekilde sağlıkta istediğin hastaneye gidiyor musun? İstediğin eczaneden ilacını alıyor musun? Yeşil kartını istediğin gibi kullanıyor musun? Bakınız, ister istemez söyleyeceğim. Şimdi çıkmış Ana Muhalefet Partisinin Lideri, ne diyor biliyor musunuz, ne diyor? İnsan biraz utanır, sıkılır. Eğer evet oyu vermezseniz diyormuşuz biz, yeşil kartı kaldıracağız. Bakınız, İstanbul'da afişler asmışlar. Ne diyorlar biliyor musunuz? Burada da astılar mı? Beşir Bey, bak burada da asmışlar. Rahibe kıyafetine evet. Rahibe kıyafetine evet. Yani benim başörtülü bacımın kıyafetini rahibe kıyafetiyle özdeşleştiren anlayış, Cumhuriyet Halk Partisi bu. Bugüne kadar ne benim, ne arkadaşlarımın yeşil kart konusunda olsun, başka konularda olsun asla bizler demokrasinin bir gereği olan bu referandum, bu halk oylamasıyla ilgili şunu yaparsanız şunu yaparız gibi bir tehdidimiz olmamıştır, olamaz. Biz hayır diyene de saygı duyarız, evet diyene de saygı duyulmasını isteriz, beklenen budur. Çünkü, demokrasi budur. İşte onun için biz seçimlerin boykot edilmesini de antidemokratik bir yaklaşım olarak görüyoruz. Zira, oy pusulasının içinde evet var, hayır var. Başka bir seçenek yok. Orada A partisi, B partisi de yok. Ve sizler buradan seçip gönderdiğiniz milletvekillerini Parlamentoya niçin gönderiyorsunuz? Gidin, konuşun, haklarımızı savunun, ondan sonra da oyunuzu o istikamette verin diyorsunuz. Ama bunlar bir taraftan diyorlar ki bizim partimiz çok kapatıldı, öbür taraftan da yaptıkları işe bak, parti kapatmayı zorlaştıracak madde geliyor, hiçbirisi oy kabinine gitmiyor. Bu nasıl bir demokrasi mücadelesidir? Aslında bu demokratik hakları ipotek altına almaktır. Böyle bir yaklaşım siyasette olmaz.

Değerli kardeşlerim; bütün bunlarla beraber artık sağlıkta kar yağdığı için yolları kapanan, kızaklarla hasta taşınan bir Diyarbakır yok, bunu kapattık. Şimdi Diyarbakır'da bir sağlık kampusu kuruyoruz. İnşallah Diyarbakır bölgenin sağlık merkezi haline gelecek.

TOKİ aracılığıyla 7.400 konut uygulaması başlattık. Değerli kardeşlerim, bu başlattığımız hamlenin sonucunda bu konutlarımızın çok ciddi bir kısmını artık Diyarbakırlı kardeşlerimize teslim ettik. Neredeyse tamamı teslim edilmiş vaziyette. Değerli kardeşlerim, tüm engellemelere rağmen kentsel bir dönüşüm yapıyoruz, ama bir sıkıntımız var. Nedir o? Diyarbakır merkezdeki belediyeler, Toplu Konut İdaresi'ne burada uygulama yaptırtmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Maalesef.

Bakınız, biz göreve geldiğimizde Diyarbakır'da ne kadar bölünmüş yol vardı biliyor musunuz? 44 kilometre. 79 yılda 44 kilometre yol yapılmıştı. 8 yılda biz ne yaptık? 243 kilometre bölünmüş yol yaptık.

Şimdi geliyorum bir başka yere. Diyarbakır Havaalanı yolcu trafiğinde yüzde 473 artış gerçekleşti. 2002 yılında 185 bin yolcusu vardı, şimdi ne kadar biliyor musunuz? 1 milyon 60 bine yükseldi. Demek ki aynı zamanda da zenginleşiyoruz, değil mi? Para olmasa uçağa binilir mi? Şimdi hem uçakların fiyatını düşürdük, hem de halkımızın imkanlarını artırdık, olay bu. Yani havayolu halkın yolu oldu halkın. İnşallah daha verimli hizmetler getireceğiz. Bir başka adımı atıyoruz şimdi. Değerli kardeşlerim, inşallah Diyarbakır Havaalanı'nın yeni terminal binasını yapıyoruz, yeni terminal binası. Diyarbakır'da vatandaşlarımızın artık kendisini rahat hissedeceğiz, en iyi hizmeti alacağı sivil bir havaalanı terminal binası yapıyoruz. Yılda 5 milyon kapasiteli tesislerin yapımını 2011 yatırım programına alıyoruz. Burada iç hatlar olacak, dış hatlar terminal binası olacak. Ve diğer binaların da yer alacağı 250 bin metrekarelik bir araziyi şu anda kamulaştırıyoruz. Kamulaştırma çalışmaları devam ediyor. Hani zılgıt? İnşallah bu yatırımı hızla tamamlayıp hizmete sunacağız.

Şimdi geliyorum bir başka konuya. 2007 yılında Diyarbakır'a doğalgazı getirdik. Şu an konutlarda da kullanılıyor.

Değerli kardeşlerim; Diyarbakır bir Tarım Bakanı çıkardı. Onun himayesinde 2003-2010 yılları arasında Diyarbakır çok ciddi bir ilerleme kaydetti. 1 milyar 380 milyon, yani eski rakamla 1 trilyon 380 milyarlık ödeme yaptık Diyarbakır'a. 2002 yılında Diyarbakır'da hayvancılığa verilen destek neydi biliyor musunuz? Bakın gülmeyin, gülmeyin. Neydi biliyor musunuz? 20 bin liracık. Koskoca Diyarbakır'a 2002'de 20 bin liracık vermişler. Yani eski rakamla 20 milyar. Peki biz 2009 yılında Diyarbakırlı çiftçi kardeşime hayvancılıkta ne ödedik söyleyeyim size. 450 kat artışla 9 trilyon ödedik. Farkımız bu. Diyarbakır Et Balık Kurumu Kombinası'nı 2015 yılında özelleştirmeden çıkarttık, modern bir tesis haline getirdik. 2011 sonunda inşallah değerli kardeşlerim, çok daha farklı bir atılımı yapacağız ve Diyarbakır'ı aynı zamanda organize hayvancılık bölgesi Türkiye ve Ortadoğu'nun hayvancılık açısından bir cazibe merkezi haline gelecek. Bunun için de toplulaştırmayı hızla bitirmek için tarım reformu bölge müdürlüğünü Diyarbakır'da kuruyoruz.

Şimdi bir şeyi sizle paylaşayım. Şu hevsel bahçelerinin eski durumunu hatırlıyor musunuz? Oranın nasıl sağlıksız bir durumda olduğunu biliyorsunuz değil mi? Nasıl hastalıklara yol açtığını hatırlıyorsunuz değil mi? Yıllarca kanalizasyon sularıyla sulanan hevsel bahçelerine 11 kilometre uzaklıktan temiz su getirdik. İşte AK PARTi bu. Biz söz verdik, sözümüzü tuttuk. Değerli kardeşlerim, bu yatırımlar, bu hizmetler, bu reformlar kendi kendine olmadığı gibi, çok kolay da olmadı. Büyük mücadeleyle ortaya çıktı, büyük gayretlerle ortaya çıktı.

Diyarbakır Cezaevi...

Sevgili kardeşlerim, şimdi bir başka bu noktada atacağımız adım, o da şu: Bakınız, biz milletimize güvendik. Eğilmedik, dik durduk. Sadece alın terimizi değil, başımızı, vücudumuzu bu yola koyduk. Sevgili Diyarbakırlılar, şurada bir Diyarbakır Cezaevi var. Hep söyledim, bugün Diyarbakır'da bir kez daha söylüyorum. Ah şu Diyarbakır Cezaevi'nin bir dili olsa da konuşsa. Ah şu Diyarbakır Cezaevi 12 Eylül sonrasında yaşananları bir anlatsa. Ah şu 5. Koğuş dile gelip, o insanlık dışı işkenceleri, o insanlıktan uzak muameleleri bir söylese. Sözümüz var mıydı? Vardı, evet. Diyarbakır Cezaevi'ni kapatıyoruz. Değerli kardeşlerim, ilk işimiz yeni cezaevini süratle yapıyoruz, bitireceğiz. Ve yeni cezaevi biter bitmez hemen o mevcut malum Diyarbakır Cezaevini de değerli kardeşlerim yıkacağız. Ve istiyoruz ki orası artık varlığıyla sürekli bize 12 Eylül'ü hatırlatmasın istiyoruz, hatırlatmasın. Sevgili kardeşlerim, inşallah bu da bize nasip olacak. 12 Eylül darbesini yapanlar Türkiye'de işkence yoktur diye bas bas bağırırken, Diyarbakır Cezaevi'nden 5. Koğuştan Diyarbakır semalarına feryatlar, figanlar yükseliyordu. Değerli kardeşlerim, işte o soğuk betonlarda pisliklerin içinde, o kanalizasyonlarda insanlara nasıl zulmettiklerini artık kitaplar yazıyor. Tek kişilik hücrelerde 20 kişiyi çırıl çıplak nasıl istiflediklerini artık kitaplar yazıyor. Değerli kardeşlerim, o tutuklular ölmek için Allah'a yalvardılar. Allah'ım canımızı al dediler, feryat ettiler. Ve çocuklarını gözlerinin önüne getirdiler. Değerli kardeşlerim, işte şimdi biz bu ayıplara son verdik, son veriyoruz. Ve Allah'ın izniyle bu 12 Eylül bunlara son vermenin adı olacak, evet mi?

Bakınız, şimdi buradan çıkıp gideceğiz, durmak yok. Kapı kapı dolaşacağız değil mi? Kimsenin tehdidine aldırmayacağız değil mi? Sandıklara gideceğiz değil mi? Tehditler bizleri yıldırmayacak. Eğer tehditler bizleri yıldırırsa, o zaman işte o özgür Türkiye'ye, o demokratik Türkiye'ye kavuşamayız. Onun için yoğun mücadele vereceğiz, onun için daha çok koşacağız. Çünkü, biz damdan düştük sevgili Diyarbakırlılar. Biz, şairin dediği gibi tüzüklerle çarpışarak büyüdük. 17 Mayıs 2006'da Danıştay'a bir saldırı oldu, bir yüksek hakimi katlettiler, bazılarını yaraladılar. Olayın hemen ardından belli çevreler adeta düğmeye basılmışçasına Hükümeti, AK PARTi'yi hedef aldılar. Bize fatura kesmek istediler. Ülkeyi, milleti yönlendirmek, tahrik etmek istediler. Cenaze törenlerini mitinge çevirdiler, bakanlarımıza çirkin saldırılırda bulundular. Bütün yönlendirmelere, bütün karartmalara rağmen o olayın üzerine cesaretle gittik, perde aralandı, olay aydınlanınca arkadan ne çıktı? Ergenekon çıktı. Şimdi bu Ergenekon'un avukatı kim? Ana Muhalefet Partisi CHP.

Değişiklikler...

Değerli kardeşlerim; şimdi soruyorum, kadınların haklarının anayasal teminat altına alınmasına evet mi? Çocukların istismar edilmesinin engellenmesine evet mi? Şehitlerimizin dul ve yetimlerinin haklarının teminat altına alınmasına evet mi? Değerli kardeşlerim, işçi kardeşime sesleniyorum, iki sendikaya üye olmaya evet mi? Memur kardeşime sesleniyorum, artık toplu iş sözleşmesi hakkına kavuşuyorsun, evet mi? Memur emeklisine sesleniyorum, emekli memur kardeşim, aynı sözleşmeden sen de istifade ediyorsun, evet mi? Anayasa Mahkemesi'ni adeta Türkiye'nin insan hakları mahkemesine dönüştürüyoruz. Bilgi edinme hakkını Anayasa Mahkemesi'nden sağlayacaksın, evet mi? Değerli kardeşlerim, bakınız Anayasa Mahkemesi artık birilerinin arka bahçesi olmayacak. Milletin ön bahçesi olacak, evet mi? Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, aynı şekilde birilerinin arka bahçesi olmayacak, milletin ön bahçesi olacak, evet mi? Öyleyse sevgili kardeşlerim, sevdamız millet, kararımız... Sevdamız millet, oyumuz... Sevdamız millet, tercihimiz... Maşallahınız var. Duysun Türkiye'm, duysun. Maşallah.

Sevgili Diyarbakırlılar, bizim şarkımızı biliyorsunuz değil mi? Biliyorsunuz. Şarkımızı da beraber söyleyelim mi? Hazır mıyız? Bakınız, bu proje AK PARTi'nin projesi değildir. Tayyip Erdoğan'ın projesi değildir. Bu proje sizindir, milletin projesidir. 12 Eylül'de iki şey oylanacak. Ya darbe Anayasası, ya milletin Anayasası. Hayır diyenler darbe Anayasasını oyluyorlar. Evet diyenler milletin Anayasasını oyluyorlar. İşin kısaca tanıtımı bu.

Sevgili kardeşlerim; şöyle ellerinizi bir göreyim. Maşallah. Bayraklarınızı da bir göreyim. Hazır mıyız? Bayrakları indirmiyoruz.

Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda, şimdi dinlediğim tüm şarkılarda, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor.

Günümüz kutlu olsun. Ramazanı Şerifin mübarek olsun. Kadir Gecemiz mübarek olsun. 12 Eylül inşallah tüm milletimiz için çifte bayram olsun. Allah yar ve yardımcımız olsun.

akparti.org.tr

Diğer Haberler